Bir Hikaye!

1977 yılında ilkokulu köyde tamamladığımda ortaokula okumama karar verildi. O yıllarda imam Hatip okulları yeni açılmış herkes oraya çocuklarını gönderiyor. Çocuk hem dini eğitimini alsın hemde vatana millete faydası olması için okusun diye. Ama köyden okula gidenlere sorduğumuzda imam hatip’in normal ortaokula göre zor olduğunu, zira arapça Kur’an’ı Kerim, yabancı dil derken ağır olduğunu söylüyorlar. Bizde etkilendik ortaokula gideriz dedik. Tabi bu kararı öğrencinin verecek hali yok. Ailemizin aydını, öğretmen amcam (Merhum, kayınpeder) ne derse o oluyor. Babam fikir beyan etmiyor. Oda çocuk bozulmasın diye bizi İmam hatip’e yazdırmış. Çünkü siyasi dönem ne olacağı belli değil. Ben bunu duyduğumda üzüldüm ama elden ne gelir. Artık başa gelen çekilir dedik ve okula başladık. Ha bu arada iyiki imam hatip’e yazdırmışlar.

Okul başladı barınma için yer lazım nere gidilecek nerede kalınacak. Babam rahmetli şehir hayatını pek bilmez. Benide amcamın evine bıraktı. Baktım ki bana bir yorgan vermişler, babam birde polyester takım elbise almıştı. Amcamın beş çocuğu vardı birde ben oldum sayı altı oldu. Benim için gurbet hayatı başladı. Her akşam yatınca ağlıyorum evden ayrı kaldım diye. Ama çaresi yok okumak zorundayız. Çocukluk işte amcam ve yengem ( kayınpeder, kayınvalide) beni çocuklarından ayrı tutmuyorlar. Okulla, komşularla, evle derken hayata alıştık. Baktım ki hayat köyden iyi, temizlik düzen, plan,program derken her şey güzel. Hafta sonları köye gidip geliyorum. Tabi yol parasını hesap ederek yürüyerek gidiyoruz. Arabayla gitmek istesek zaten arabada yok. Bir pikap vardı sabah erkenden gider, akşam köye dönerdi. İlçeye köyümüz 14 km. Zor oluyordu ama mecburduk.

Birinci dönem ikinci dönem derken hem eve hemde okula uyum sağladık. Babamlarda memnunlar, annem ilk çocuğu olmam hasebiyle çok üzülüyor ama ,bir taraftan oda mutlu, çünkü oğlunun okumasını istiyor. Siyasetin kış soğuğu gibi sert olduğu yıllar. 11 Aralık 1977 mahalli seçimler oldu ve CHP %41 oy alarak belediyelerin çoğunluğunu kazandı.. tabi bizim ilçede de CHP kazandı.  Ancak iktidarda MC (milliyetçi cephe yani Adalet partisi. Selamet partisi ve milliyetçi hareket partisi)hükümeti vardı. CHP Mahalli seçimleri kazanınca hızını kesmedi iktidarı ele geçirmek istedi. İktidar olmak için her şey yapılırmı yapılır. Türk siyasi tarihine kara bir leke olarak geçen meşhur güneş motel hadisesi yaşandı. (Bilmeyenler lütfen Google dan baksınlar.) AP den istifa eden 11 vekilden onuna bakanlık verilerek Demirel hükümeti gensoruyla düşürüldü. Hükümet adamlarını belirli yerlere getirmesi için bir şeyler yapması yani kendince atamalar yapması gerekiyordu. Onun için işe milli eğitimden başlamak lazımdı. Bu nedenle Koalisyon hükümetlerinde hep en büyük pazarlık milli eğitim bakanlığı üzerinde olurdu. Fazla beklemeden milli eğitim’e müdahale etmeye başladılar. Bilindiği üzere memura siyaset yasak olmasına rağmen en çok siyaseti yapan yine öğretmenler/memurlardı.  Amcamda o dönemde ilçede ülkücü camianın fikir babalarından, önde gelenlerinden idi. Yani siyasetin tam göbeğinde idi. Akşamları Kapılarda beklerdik, eve gelip gelmeyeceği belli değildi. Çünkü ülkede güvenlik kaygısı vardı. Nitekim sabahleyin evden çıkıp akşam eve dönmeyenler çok oldu. Ölenlerin hepsine Allah rahmet eylesin. O dönemde ülkücü camianın amacı komünizmin ülkeye gelmesini engellemek ve vatana millete bağlı İslami bir yaşam sürdülmesinin devamını sağlamaktı. Bize öğretilen; Ülkücü demek abdestinde, namazında, hak ve adaletten yana olan birisi demekti. Ülkücülük iman sahibi, devlete lidere bağlı birisi demekti.

İktidar olanlar hemen karşı tarafı tarumar ederdi. Burada en kolay olanı ise memurlardı. Memuriyetten atmak zor olduğuna göre, hemen tayin yapılırdı. Yine aynı dönemde CHP hükümeti tarafından 40 günde öğretmen yetiştirildi. Ve Demirel’in şu sözü siyasi tarihte yerini aldı. “Kırk günde karpuz yetişmez siz öğretmen yetişdirdiniz.” Nitekim beklenen oldu ve amcamı haritada dahi yerini bulamadiğimiz (o zaman Pazarcık ilçesine bağlı olması lazım.) Helete’ye (Düzbağ) sürdüler. Bizim ilçeye yaklaşık 250 km. Mesafede bir yer. Suçu neydi ülkücü olmaktı. Altı çocukla düzeni bozuldu ve görevi kutsal bilerek eşyalarını kamyona yükleyip gitti.

Bu arada ben çok üzüldüm, tam okula aileye alıştım derken ortada kalmıştım. Ortaokul ikinci sınıfa geçtim ki kalacak ev yok. Bizim köyden bir arkadaşla bize İki kişilik öğrenci evi tuttular ve orada kalmaya başladık. Ortaokul ikinci sınıftaki öğrenci yalnız başına ne yapabilir ama çaresi yok.(şimdi o yaştaki çocuğu yalnız markete göndermiyorlar) Dolayısıyla amcamın tayin olması benim için bir travma oldu. Fakat şunu da unutmamak gerekir. Bekar evinde kalmamızın en büyük dayanağı aynı okulda okuduğumuz halamın oğulları Halil ve Mulla Akpınar idi. Mulla benimle yaşdaş olmasına rağmen Halil bize göre biraz daha büyük dolayısıyla bize güven veriyordu. Odamız bitişik bir hanın üzerinde idi. Han nedir derseniz köyden şehire evin ihtiyaçlarını karşılamak için gelen köylülerin belli bir ücret karşılığı hayvanları bıraktığı yerler. Bugünkü tabirle otopark diyelim. Hatta hanın üzerinde sahibinin yatması için yerlerde olurdu. Ben hep Helete’yi hep kötü hatırladım. Ama bir taraftan da merak ettim. Ayrıca eşimde ilkokulu orada okuduğu için o da merak ediyordu. Bir gün gidip göreceğiz dedik. Kayınvalidede bizimle beraber köye ilk defa gidecek.  Bugüne kadar bir türlü nasip olmadı. Demek ki görmek Helete’yi görmek bugüne nasip imiş nihayet geldim ve gördüm. Hikaye bu kadar.

Yaşadıklarımız dan ders almakta fayda var. Allah’a emanet olunuz. Allah bizlere/ milletimize daha kötü günler göstermesin.

*

Kerem AKPINAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.